1 Mart 2011 Salı

Göztepe - Bozüyük

Oradaydık..


Bank Asya Birinci Lig'e koşar adım yürüyen Göztepe, grubun iddialı takımlarından Bozüyükspor'la oynadı geçen pazar. İnternetteki modernizm rüzgarına kapılıp maça tam saatinde gitmeye karar verdim ama karşılaşmanın Atatürk Stadında oynandığı gerçeğiyle bilet kuyruğundayken gelen gol haberiyle yüzleştim. Daha stada giremeden sevindiren Göztepe'yi çılgınca desteklemek boynumuzun borcuydu artık. İçeri girdiğimizde Atatürk Stadının tarihi günlerinden birini yaşadığına şahit oldum. Kapalı neredeyse yarıya kadar dolu, açık yarıdan fazla doluydu (o stadta bir kere maç izlemiş herkes anlamıştır neden tarihi). İçeri girdiğimde dakikalar 7'yi gösteriyordu, tabelada da Göztepe'nin 1-0 üstünlüğü vardı. Golü Ramazan'ın asistiyle İlhan atmış. O kadar temposuz o kadar sıkıcıydı ki maç nerdeyse futbol orgazmı yaşıcaktım tribünde. Yanımdaki genç bir ara pas veremeyen Tayfun'a 'ya xavi'yi hiç mi izlemedin amk' dedi ve babası 'ne dion yarraaamm' diyerek ensesine tokatı bastı. O an benim için maç yeniden başlamıştı. Dakikalar 14'ü gösterirken Göztepe topu hiç kaptırmadan tam 3 ver-kaç yapıp 9 pas üst üste yaptı, lütfen kayıtlara geçsin bu ikinci lig tarihinin rekoru olabilir. Tam 9 nitelikli pas yapıldı, o anda maçtan çıkmayı düşündüm ancak Göztepe aşkı yine ağır bastı ve kaldım. Dakika 38'i gösterdiğinde Göztepe maçın adamı Tayfun'un asistinde Raşit'le bir gol daha buldu ve ilk yarı 2-0 tamamlandı.

İkinci yarı Göztepe fişi çekilmiş gibi başladı maça. Yürüyerek top oynadılar resmen. Bozüyük'ün gol atması kaçınılmazdı. Özcan Kızıltan maçı kenardan taraftar gibi izlerken rakip Ömer'le golü buldu. Maç 2-1 olunca Göztepe biraz daha topu ayağında tutmaya, rakip yarı sahada kalmaya başladı. Tam maça tekrar ağırlıklarını koydular ki İzzet'in asistinde İlhan farkı tekrar 2'ye çıkardı. Maç 2-1 olduğunda tribündeki yaşları 40-45 arasında olan 2 dayı takıma saydırıyordu, 'her maç aynı amına koduklarım adam gibi top oynayın' diyordu. 3. gol gelince arkalarındaki dayı şapkasını birinin kafasına taktı vurmaya başladı. Ne oluo amk derken ortalık karıştı ve 3 dayı birbirine girdi. Kimse ayırmayınca sarıldılar ve 'Hayatımı Siktin Göztepeee' diye bağırmaya başladılar.


Maçla ilgili kısa kısa söylemek istediklerim var;

- Göztepe açık tribünü bitmiş. Nerdeyse ben en öne geçip millete bağırın lan yarraklar dicektim. Hele ikinci yarıda iki kız amigoluk yapmaya kalktı ki, durum evlere şenlikti.
- Kapalı tribün efsanesi 15 yıl önce bıraktığım gibi devam ediyor. Onlar olmasa maç çekilcek gibi değildi.
- Yanımda Duayen Nagip Abi vardı. Duayen deyince Hıncal Uluç dicem sandın dimi lan, avucunu yala amk. Atletico Madrid maçını yaşadım sayesinde.
- Takım iç sahada bile böyle oynuyor Bank Asya yalan olabilir. Özcan Hoca birşeyler yapmalı yoksa 'şampiyon yap bizi götümüzden sik bizi' diyen taraftar onu tenhada kıstırabilir.
- Atatürk Stadı gerçekten soğuktu. Kardeşimle birbirimize sarıldık ısınmak için. Nerdeyse koltukları yakcaktık.
- Tribündeki dayılar efsane. Biri Bozüyük'ün kel kafalı sol bekine 'laaann amuna kodumunun keliii' diye bağırırken 3 sıra aşağıya yuvarlandı. Göztepe aşkı bambaşka.
- Açıkla kapalı tribünler arasında bariz dillendirilmese de husumet var. Karşılıklı tezahürat bile yapılmadı. Göz Göz bile çekilmedi.
- Kale arkasında 20 kadar Bozüyük'lü vardı. Göz Göz falan çektiler, atkı değiştirdiler, kendilerine 'hergeleler' diyorlarmış. Tribünde dostluğu kardeşliği sevmiyorum amk. Göz Göz diye bağırcaksan ne geliyorsun İzmir'e onu biz yaparız zaten.

Şimdi can yakacak paragrafa gelelim. Maça ısrarla çağırdığım Leventdem ve Bodom açıktan söylemeseler bile aldığım duyumlara göre kız arkadaşlarıyla Alsancak'ta romantizm yapıp sıcak şarap içmiş. İçimizdeki dilencileri artık kınamıyorum bile. Dönmeyin yolunuzdan gidin oscara dilenin, kızlara Colin Firth çok iyi oynamış yeaa yalanları sıkın cool görünün tiyatro sözü alın D&R'dan kitap beğenin :(

Haftaya Altay-Orduspor maçında deplasman tribününden gözlemlerimle burda olcam. Bodom ve Leventdem kesin o gün sanatsal bir faaliyet bulurlar kendilerine.

26 Şubat 2011 Cumartesi

Misimovic taşşağını yesin.



Misimovic konusunda da spekülasyona girmek istemiyorum. Galatasaray’da oynamak için bir oyuncunun neler yapması gerektiğini, nasıl mesleğine saygı göstermesi gerektiğini ve neler vermesi gerektiğini çok iyi biliyorum. Benim birinci kuralım mesleğine saygı göstermektir. Buraya gelip antrenman yapmaktır, terlemektir. Eğer terlemek yoksa, benim için bitiyor, ismi ne olursa olsun. Ben böyleydim. Sadece bu, onun dışında birşey yok. Sakız konusu doğru değil.


Dünkü basın toplantısından sonra Patr10'un net yorumu..

Hala bunun üzerine "Misimovic" diye bağıranlar maça falan gitmeyin siz amına koyim.

Türkiye Gerçekleri: Şenol Güneş&Selçuk Şahin

Scugnizzi (o da bir Fener dilencisi) ortaya çıkardı ve her zaman her yerde itiraf ettim “Büyük taktisyen, usta teknik direktör Şenol Güneş’e özür borcum var” diye. Ancak bu durum, Şenol Güneş’in Milli Takım kariyerine laf etmeme engel değil. Kusura bakma dilo, Avrupa takımı elemeden, Kosta Rika’nın 90. dakikada yanlış kararla ofsaytla kesilen yüzdü yüz gollük atağına duacı olarak, Yattara familyasından gelen disiplinsiz yıldızcıklara bel bağlamış Senegal’i (Haşmet Abi’nin o günkü maç öncesi attığı ‘Fadiga’ya dikkat!’ manşetine selam çakalım) uzatmada yenen Milli Takım dünya üçüncüsü değildir, Japonya ve Güney Kore’de düzenlenmiş tarihin en kötü Dünya Kupası’nın üçüncüsüdür.

Ama gel gelelim Şenol Güneş yönetiminde 2003 yazında düzenlenen Konfederasyon Kupası’na katılan Futbol Milli Takımı = 2006’da 12 Dev Madam’dan 12 Cesur Yürek’e geçiş yapan Basketbol Milli Takımı. Peki o takımın görünmez kahramanı sana göre kimdi?

Dur söyleme, ben tahmin edeyim: Yıldıray Baştürk. Yeter be dilo, bir kere de şaşırt! Ne sevmekmiş bu gurbetçileri. Tamam Brezilya maçlarında sırasıyla Hasan Şaş ve Okan Yılmaz’a nokta asistleri vardı ama o Milli Takım’ın görünmez kahramanı Selçuk Şahin’di. Kanıt mı? Al sana kanıt:

Bu yaşıma kadar Ali Sami Yen-Kadıköy fark etmeden her derbide Galatasaray’ı favori gösteren, Alex’i bile beğenmeyen babamın, “Konfederasyon Kupası'nda bayıldım bu çocuğa... Selçuk’u keşke Fener değil biz transfer etseydik” itirafı.

Sarı-lacivertli formayla dolu dolu 7 buçuk sezon. Sen bloğunda "Kırmızı yanak, pembe dudak El Nino" diyerek yaşam hikayesini kaleme alırken, aslında David Villa'nın Ferrando Torres'ten çok çok daha iyi bir hücum oyuncusu olduğunu dünyaya Avrupa şampiyonluğu ile gösteren üstad Aragones de mi yanılıyordu "Selçuk'un Avrupa'da oynamamasına şaşırıyorum" diye?
Türkiye’de derbileri 2001’de Bülent Akın aldı, 6 Kasım 2002'de Steviç, 2003’te Kral sahada olmasa Kemal Aslan alacaktı, 17 Nisan 2005'te Koray Avcı aldı, Aralık 2006'da Sabri sarı-kırmızı damalı bilekliğiyle Kadıköy'de tek başına yetemedi, geçen sezon Fink aldı ve son üç sezonda Selçuk Şahin. Çünkü Türkiye gerçeği yarım omuz ile yıkılacak Giovani Fos Santos değil, Selçuk Şahin’dir.
Öyle futbolculuğunu uzun uzadıya anlatacak değilim. Geçen sezon Fenerbahçe ilk 8 haftada 8'de 8 yaparken kim ilk 11'deydi, son 10 haftada 10'da 8 yaparken yine kim 11'deydi bak anlarsın. Hoş sen son üç sezonda derbide attığı gollerle futbolculuğunu yeni anladın Selçuk'un ama ben yine de hatırlatayım:
2005’te 5-1'lik kupa zaferinden 10 gün sonra oynanan Fenerbahçe-Galatasaray derbisinde Nobre’nin kafasıyla gelen Fenerbahçe'nin şampiyonluk golünde ortayı yapan kimdi?

Tartışma bitmiştir, teşekkürler.

24 Şubat 2011 Perşembe

Halı Saha Adabı


Halı saha gibi hayatımızın en ulvi anlarını çarçur eden halı saha adabı bilmezlere de lafımız var.

Şimdi gardaşlar, araba ile gelmeyen bizler elimizde poşet, sırtımızda çanta otobüslerde tıkış tıkış geliyoruz maçlara. soyunma odası yolları görününce mutluluk hormonlarımız tavana vurmakta ve soyunma odası muhabbetleri ile en az güzel futbol(!) oynamış kadar zevke geliyoruz. zaten halı saha da budur, ordaki muhabbet, maç öncesi alay etmeler, maç sonrası yorumlar, röportajlar, yeni ayakkabı ile gelenler ile taşak geçmek&ayakkabı oynatıyor demek, mikel arteta'nın saçlarının sıklığında yapılan kaçamak ısınma hareketleri, dirk kayt ya da dörk kuyt, artık nasıl telaffuz ediyorsanız aha onun saçlarının kıvraklığında top ile yapılan estetizmde uzak hareketler vesaire... ama tüm bu güzellikler halı sahaya arabası ile maçın başlamasına beş dakika kala gelen adam mahvediyor aq. tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de giyinip gelir, işte bu beni sikilmişe çevirir aq. ulan biz o kadar çetrefille, otobüs köşelerinde poşetler elimizde geliyoz, sen hem arabanla gel, hem giyinik gel, olmuyor böyle hasan :(


Gelecek hafta sizi şunlar bekliyor; leventdem'in iddaa'dan 10 tl ve üzeri kazanacağı gün yapılacaklar + ideal halı saha kadrosu :(


23 Şubat 2011 Çarşamba

Kral Hakan ŞÜKÜR



Son günlerde yine kenarda köşede Hakan Şükür'le alakalı boş laflar okuyorum.Ne olduğuna girmeye gerek yok.Futbolu bırakmış olsanda kendisini futbolun beyaz türkleri zannedenlere kısa ve öz cevabımız ;

Seni çekemeyen bütün ibnelerin suratına tükür!

22 Şubat 2011 Salı

Sendika sadece Bank Asya'da değil her yerde!

Tarih 19 Şubat 2011.
Yer; Ankara Yenimahalle Hasan Doğan Stadı.

Amatör Süper Lig'de önem teşkil eden bir maç. Hava yer yer sağanak yağmurlu, stadın yolunu tutuyoruz. Liderlik kovalayan Ostimspor, Yurtkurspor'u ağarlıyor. Desteğimiz kardeşin oynadığı Yurtkur'dan yana. Yurtkur'un durumu ise Galatasaray gibi, bir galibiyet bir mağlubiyet devam ediyor. 



Stada gelip yerimizi alıyoruz. Etrafına baksan sendikadan uzaklaşan Leventdem'in o gün gittiği starbucks'tan daha az adam olacağını göreceksin. O mocha'sını içerken, ben bulanık, yağmur suyuyla yapılmış çaya 1 tl veriyorum içimi ısıtmak için, ama gel gör ki maç öyle bir başlıyor ki yanıyor etraf. Ne kimse bi'Messi bekliyor ne de Kun Agüero. Sahadaki 22 kişi de dahil herkes duran top kovalıyor. Yurtkur 20. ve 33. dakikada 2-0 öne geçiyor, dakika 44 derken Ostim frikikten attığı golle  2-1 yapıyor durumu. Ostim'i destekleyenler daha fazla olduğundan (12>5 bu kadar yani fazla dediğimiz) golden sonra bilinmedik bir dille bağırış çağırış, baasttııaarr Osttiiğğmmm minvalinde çınlıyor kulaklar.


Devre arası dünyanın en sert simidiyle karnımızı doyurduktan sonra 2.yarıya odaklanıyoruz. 2.yarının başında yine duran topla 2-2 yapıyor durumu Ostim. Çok geçmeden 3-2 ve sonrasında 4-2 yaparak farkı 2'ye çıkaran Yurtkur kalesinde hemen golü görerek 4-3 ile oyunu sürdürüyor. Yağan yamurdan daha hızlı bi'şekilde goller oluyor diye düşünürken 5-3'e getiriyor durumu derken 83.dakikada 5-4 yapıyor Ostim ve bastırmaya başlıyor iyice beraberlik için. Zira yenseler Lider ve 2. ile puanları eşitlenecek 3.sıradaki Ostim'in. Fakat maç 5-4 Yurtkur lehine bitiyor.

Sen şimdi Arsenal-Barsa geri dönüşü izleyip, wat e kam bek diye haykırdın biliyorum ama izlemeye tenezzül etmediğin yüzlerce amatör lig maçını görmeden heyecana kapılma diyorum. Sana göre seviyeyi düşürmekse olay, Bank Asya izle bari de ilk 8'e ve son 8'e bak neler oluyor.

Bu hafta sonu sen spormax'e ben Ankara 19 Mayıs 1.Nolu sahaya dilenci. Yurtkurspor - Polatlıspor maçı bizi bekler. İşte Prömiyeerr Dilencilikkk Buuu!!!

Sahadaki Biz; Adam Gibi Sağbek.


Uzun ile kısa arası hiçbir zaman tarak değmemiş saçları, eksik olmaz sakalları ile sahadaki biz abdullah çetin'le birlikte bugünkü dilenme seansı başlamıştır. Sabri'nin rijkaard'ın gelişi ile değişen ve dibe vuran performansı nedeni ile türkiye'de hakettiği değeri görememiş sağbekleri tekrar açığa çıkarmamız gerekmekte. daha önce rüzgarın oğlu izzet yıldırım'dan bahsetmiştim, şimdi de ömer aysan barış ile türkiye'ye sağ bek kavramını öğretmeyi kendisini görev edinmiş abdullah çetin'den bahsetmek lazım.


Kendisi diyarbakırlı ve diyarbakırsporludur. ankaragücü, antalya, mardinspor maceralarının ardından bu sene orduspor'da, kanımca da doğru bir tercihle. Bir zamanlar adam gibi adam, armanın yakışacağı adam ali turan gibi laflarla gelmeden taraftarın gözbebeği olmuş ali turan'ın oynadığı topu götüyle oynuyor abdullah, tek eksiği ibra'nın portakalla yaptıklarını diyarbakır hal'inde karpuzla yapamıyor olması :(



Saç stilini, sakalını ve bindirmelerini değiştirmeden yoluna devam et apo. bu halinle sahadaki bensin :(


gelecek hafta sizi neler bekliyor; sahadaki leventdem; heri kewell. musa büyük neden kaldı küçük. :(

20 Şubat 2011 Pazar

Blake Griffin - Marko Milic

Smaç yarışmasında yaptıklarından dolayı Griffin'i övceğimi sanıyorsan çok yanlış geldin. Yine belgelerle gerçekleri yüzüne vurmaya geldim.


Çok yaratıcı dimi? Araba falan çok şekil :( ee ucundan geçiyor amk kör müyüz biz? Yaratıcı olan tek şey kilise korosu getirmeleri salona :(

Al sana yaratıcılık, güzellik, smaç.


Yine gerçekler yine belgeler. Griffin overrated dedik saldırdın, buna ne dicen şimdi merak ettim :(

19 Şubat 2011 Cumartesi

Bir Sendikalının İsyanı

Bu isyanın üzerine laf edilmez. Oku da gör dilenci, bizim futbolumuz nedir.


barcelona'yı sevmek suç mu demişler. değil. değil de mesele o değil ki. çıkış noktamız barcelona değil bi kere. barcelona yunanlı matematikçi pisagor'a nazire yaparcasına sahasının her yerinde ayağa kısa isabetli paslarla üçgen,dörtgen,beşgen yapan bir takım ama bu onların gerçeği bizim değil. bunu anlataya çalıştık anlamadılar. getir mesela david villa sanchez:('i ligimize gitsin ilk anadolu deplasmanına bak bakalım yerden kalkabiliyor mu amınakoyim? kalkmaz aga kaldırmazlar sikiverirler vallaha adamı rakip ceza alanının kendi yarı alanına bakan diliminde :(


ama mesele o da değil biliyo musun..

mesele sizin futbola başka anlamlar yüklemey çalışmanız, sizin futbolu başka sahaya çekmeye çalışmanız ama işte biz bir grup adam o sahada yokuz. siz futbola sikim sokim anlamlar yüklüyosunuz ya, biz yüklemiyoruz sorun burda. bizim için futbol stadyum kuyruğunda " değdirmeyin amınakoyim" le başlıyo. bizim için futbol atılan diagonal paslarla değil " 4 numara güngören'den gelen çocuk değil mi lan" ile biizm için futbol " amınakoyim dışardan bulup getiriyolar bu adamları memleketin çocuğu yedek sikicem böyle yönetimi" il başlıyo:(

ama mesele bu da değil biliyo musun?

mesele şu amınakoyim;

burda yazılanlara bakın futbola dair ve bir de şunlara;

arjantin-almanya maçı sonrası size tanıl bora'nın maç yazısından bir pasaj sunmak istiyorum

"jorge luis borges’in memleketlilerini tanımlayışı meşhurdur: ‘arjantinliler,’ der üstad, ‘ispanyolca konuşan, aslında ingiliz olmayı isteyen ve paris’te yaşadıklarına inanan italyanlardır’. arjantin’in futbol tarihi de, milli kimlik inşasıyla iç içe, bu manevi karmaşayla yüklü. 19.-20. yüzyıl dönümünü, kozmopolit bir kimlik ve futbolda ingiliz hayranlığıyla yaşadılar. ardından, kuvvetli bir yerlici-millici içe kapanma ve futbolda ‘la nuestra’ (kendi tarzımız) iddiası geldi. peroncu popülizm de iyi uydu bu havaya. bu sırada uluslararası platformlarda artarda gelen başarısızlıklardan, tatlı ekşi bir milliyetçi melankoli çıkartıyorlardı. hep gururlu, ‘moral’ üstünlüklerinden hep emindiler. arjantinli sosyolog pablo alabarces, adını ‘futbol ve arjantin ulusunun icadı’ diye çevirebileceğimiz kitabında geniş geniş anlatıyor bunları"

ya da futbolun 4 güne yayılması hakkında nefis bir tanıl bora yazısı daha

"‘otomatik portakal’ romanıyla meşhur britanyalı yazar anthony burgess’in hikmetli bir sözü var: ‘beş gün çalışacaksın, incil’in dediği gibi. yedinci gün tanrıya aittir. altıncı günse futbola aittir.’ ingiltere’de otuz yıldır çıkan o nefis futbol dergisinin adında da aynı hikmet vardır, o bir günü, altıncı günü iple çekmenin heyecanı: when saturday comes, cumartesi geldiğinde. hikmet, futbolun biraz özel bir şey, felekten çalınan bir gün, bir tatil, bir armağan oluşunda. futbola törensel heyecanını, ‘şimdi oyun zamanı’ neşesini veren, budur. her lâhza futbol, bıkkınlık verir. tadı kaçar. hayatı daraltır. aptal eder. asosyal yapar. yazmaktan bıkmayacağım. haftada dört gün lig, rezilliktir."

ben de aynen böyle düşünüyorum:(

peki ya ali ece:(

bir kere de amınakoyim tavşanlı linyete değin lan şu futbol sohbetlerinde, bir futbol programında futbola " naturalist yazra emilie zola" diye girmek nedir ali? taşşak mı geçiyorsun lan bizimle, quaresma'nın ilk maçından sonra söylediğin " siyah beyaz bir bienal gibisin slavador dali tabosu gibi" ya da dün ne demiş " puyol da iyi pasör ama picasso'nun fırça darbeleri gibi pas atmıyo:((

mesele bu da değil amınakoyim

mesele sizin taşak geçtikleriniz bu ligin gerçekleri

mesele ibrahim dağaşan gerçeği, sedat bayrak gerçeği mesele sertlik, senin atılan paslarla aldığın hazza inat bank asya'da ikinci ayağa pasın yasak olmasının peşinde dilnememiz tesadüf olabilir mi

bu ülkede futbol böyle oynanıyor, bizler bu ülkenin futbol gerçeğinin farkında olanlarız, bu ülkenin futbol kültürü yok diyenin anasını da bizzat mor menekşe kürşat duymuş siksin, futbol kültürümüz var bülent uygun başkanın oynattığı kaos futbulu bu ülkenin gerçeğidir ve herve tum bu ülkenin santroforudur.

sizden ricam futbola başka anlamlar yüklemeyin artık kabullnemye çalışın, ibrahim dağaşan'ı sevmeye çalışın, anlamaya çalışın:(

bir de siksok alıntılar yapmayın allahınızı severseniz, best bilmem shankly bilmem işte paul breitner falan. siktir edin:(

Biri Yaratıcılık Mı Dedi?

Dikkat! Bu bir iade-i itibar yazısıdır.

Her zaman ki gibi belgelerle gelcem karşınıza ama ondan önce bir girizgah yapmamız lazım. Tribündeki yozlaşmadan, tek düzelikten şikayet edersin; burnunun ucundaki emekçilerle dalga geçersin :( Kimsin ve bizden ne istersin?

Adamlar her hafta harikalar yaratırken sen kaptırmışsın; Curva Felsefesi, Ultras Duruşu, Kop Vuruşu..
Bir dur! Soluklan amk..

Dünya tarihinde böyle yaratıcı taraftar oldu mu? Biraz daha merak et az aşağıda merak ettiklerin. Dedik ya belgelerle gelcem diye al sana görseller:

                                     
Hangi tribün grubundan gördük bunları? Hala Curvacılara dilenmeye devam mı etceksiniz? Hani semt aşkı? Beşiktaş maçındaki ''sığmıyoruz'' tezahüratı? Bu da mı gol değil :(

Yazıyı tamamlamadan önce geçek tribün emekçileri boz baykuşların önünde saygıyla eğiliyorum. (yüzüm dönük amk)