14 Kasım 2010 Pazar

iskenderun ve gerçek taraftar portresi dayılar.




Salvador dali'nin fırça darbelerinin tam zıttı futbol oynayan şehrimin en büyük takımı iskenderunspor'dan ve iskenderun şehrinden bahsediciğim bugün. sıkı tutunun.

Öncelikle 14 kasım 2010 günü saat 10'da denize girdik aq. var mı böyle bir şey? lan kasım ortasında önce deniz,kumsal, ardından futbol şöleni, daha sonrasında kliması açık lokantada yemek, klimalı kahvede galatasaray maçı izlemek. toplam maliyet 5 tl. böyle bir memleket işte sözün özü.

Şehrin en büyük özelliği araba sayısının 3 katı motor olması. o motorlardan örnek göstereyim, stattan çektim bu fotoğrafı bugün;





bu çekebildiğim, o motorlar stadı çevreliyor, karşıki caddeyi çekmedim bile. siz hesaplayın.


gelelim maça. saat 13.30'da girdik 5 temmuz stadına. amigo bruno zaten muhtemelen statta yatmıştır, hemen başladı bağırmayanı sikerim bah, eri bi fik bağırın amına lan nidalarına başladı zaten. ( buraya yazıp da anlamadığınız kelimeler varsa heyecanlanmayın, onlar arapça). seyircinin ve futbolcuların yüzde 80'i arap zaten. kürt kökenli vatandaşlar da var statta, bildiğin kültür patlaması. üç lisanda edilebilecek tüm küfürleri bir maç esnasından öğrenebilirsiniz. efendime söyleyim maç başladı. maçın ismi iskenderunspor- gaziosmanpaşaspor. sahada topa vurmayı bilen adam yok. pas adına hiçbir şey yok. teknik taktik yok. duran top organizasyonu yok. kafayı kaldırarak futbol oynayan yok. ofsayt taktiği, ofsayta yakalanmamaya çalışan futbolcu yok. kafalarına göre oynuyorlar, artık şanslarına hakem görmezse ofsayttan gol olur mantığıyla galiba. 25 tane falan ofsayt oldu zaten. götüne sok o bayrağı lafı icat olduğundan beri en fazla kullanıldığı günü yaşamıştır. stada maç izlemeye gelen insanların yaş ortalaması 60 falandır, ben ve arkadaşlarım olmasa ortalamayı siz düşünün. kadın yoktu statta. olmasın da zaten, o küfürleri duyunca ben tırsıyorum. bazen off adam harbi yaratıcıymış lan, o nasıl küfür mınakoyim falan diyordum. farzı misal; babanı eşşekler sike, anasının amına bayrak soktuğumun oğlu falan filan. neyse çok küfür duyduk buraya aktarmayalım. ama çok samimi lan, valla. neyse, maça gelen dayılar zaten her hafta aynı yerde. ayakkabı dükkanımı kapattım geldim amın evlatları, oynayın piçler diye bağıran bir dayı vardı solumda. dayı pazar pazar kim ne yapsın senin ayakkabıcı dükkanını, acilen ayakkabıya ihtiyacı olan insan geldi mi dükkanına daha önce dedim. dayı karıştırma orasını dedi. o dayılardan misaller göstereyim;








üstteki fotoğraftaki uzakta olan turunculu amigo bruno. amigoların amigosudur. maç başladı ve yukarda bahsettiğim dilencilere uymayan ama bizim için farketmeyen bu teknik taknik olayı yok sahada. zaten onu bekleyen de yok görüldüğü üzere. işin güzel tarafı şu; dilencilerin pek sikinde olmaz ama lan 2 gün kalmış bayrama. pazara günü, hem de ne pazar. günlük güneşlik, hava süper şehir süper. o dayıların kimi kurbanlık bakacak maçtan sonra, kimi kurbanlığını alacak getirecek. oğlu/kızı bayramlık elbise ister elbise bakacak. avradı ilgi bekler pazar sabahı bi sahil turu attırsın ister beyinden. ama adamlar gerçek futbol taraftarı. senin taraftarlığına laf edecek değilim dilenci ama bu adamlardan büyük futbol taraftarı yok gözümde. lan sen yurt dışına gideyim de rüyalar tiyatrosunda maç izleyeyim diye düşler kurarken adamlar ekmek teknelerinin kepengini kapatıp 3. ligdeki iskenderunspor maçını izlemeye geliyor. onlar öyle klavye üzerinden elitlik yapan adamlar değil harbici taraftar. sahada bok gibi futbol var, hiçbir göze hoş gelen şey yok. ama gönüle hoş gelen taraftarlık ve mücadele var. ne fenerli ne galatasaraylı oradaki adamlar. 1976'tan beri iskenderunspor'un maçını kaçırmadım diyen adam vardı aq. o adamın gördüğü en yüksek lig şuanki bank asya dilenci. gerisi ya amatör ya üçüncü lig ya ikinci lig. ama sen süper lig'e burun kıvır, kasap bunlar yea de. biz bu dayılarla gerçek futbolu tadalım. işte 3. lig buuuu :(

günün en güzel olayı; iskenderunspor üst üste 4 pas yaptı. ben çıldırdım çünkü takım 1-0 geride, dakika 60. kendi yarı sahalarında pas yapıyorlar. bağırdım; rijkaard mısın be hoca. eri bi sura sikerim pasını, al bi uzun şişirsinler amına koyiim diye bağırdım. önümde oturan dişlerinin 3/4'ü olmayan dayı güldü. hahah bu güzel lan dedi. işte bu gerçek taraftar ile dilenci arasındaki farkı resmileştirdi. ben bunu sevdim, benim futbolum bu. zaten çift forvet başlamasa hoca stadı yıkar o dayılar. takım 1-1 berabere kaldı bugün. orada konuştuğum hiçbir dayı; '' bu takımın kadrosu yetersiz, hoca bu işi bilmiyor. kaleci pas yapamıyor, defans geride oyun kuramıyor, takım 33 santimetrede top oynayamıyor'' gibi sikimsonik bahaneler sunmadı puan kaybına. tek bahaneleri; mücadele etmezsen kazanamazsın. çünkü onlara yani bize göre; kaleci kaleciliğini yapacak, defans top kesecek, ortasaha pas atacak, forvet gol atacak. gerisinin amına koyim. işte 3. lig buuuu :(


artık maç 1-1'e geldi, dakika 78 civarı. amigo bruno kafayı yedi, tayfadan ayrıldı bizim tarafa geldi. düdüğünü aldı ağzına ve '' lan amua goduhlarım, lağme bağırın yav, bağırın yav. iskenderunlu değil misiniz yav, sizin çocuklarınız oynuyor '' diyerek göz yaşlarını silmeye başladı. tüm stat bruno'yu alkışladı ayakta. bruno için oyna, iskenderun için oyna...


maç bitti 1-1. herkes dağıldı. kimisi koyun pazarına gitti, kimisi kız arkadaşını çay bahçesine götürmeye, kimisi oğluna bayramlık almaya, kimisi dükkanını açmaya. ama hiçbiri benim/senin gibi bloguna sarılmadı iskenderunspor'u anlatmak için. sözlükleri yok kusmak için. twitter bilmezler elitlik yapmak için. gruplaşma yok, başkana karşı gelmek yok. onların tek istediği saha içi, gerisi umurlarında değil.


yine önemli bir not; önümdeki dişsiz dayının 2 yanında yaşlı bir dayı daha vardı. dayı nörüyon dedim. nöörek yiğen bunlar yüzünden statta ölücük dedi. sonra iskenderunspor'un amatör lig dahil tüm maçlarından derleme sundu. bu sene iki penaltı kullandık ikisini de atamadık, biri kalecinin üzeriğe vurdi, diğeri topa avuta attı ibne dölü dedi. 1990 da da böyleydiler şimdi de böyleler bu sik olmaz bu takımdan dedi. ee dayı ne diye geliyon madem bişe olmaz dedim.


benim hayatım bu, onlarla doğdum onlarla ölecem dedi.

6 yorum:

gokmenoz dedi ki...

buram buram iskenderun kokan gerçeklik işte. içim ısındı, yüzüme tebessüm takındım.

ama şimdi başlığı ve uzun yazıyı gören edebiciler edepsizliğini gösterip okumazlar. heredot'un, marco polo'nun gezi yazılarını okurlar ama. :(

sözü ben değil dayılar söylesin onlar için!..

bodom dedi ki...

gözleriyle pas yapanlar gönülleri ile pas yapanları küçümsedi durdu. bu iş yürek işi dedik, rijkaard giderse kombine mi yırtarım dediler. hikmet karaman gelirse takımı bırakırım, galatasaraylılığımı askıya alırım dediler.


bu dayılar gibi olabilmek için sevdik bu futbolu.

leventdem dedi ki...

ahahah muhteşem lan. yine hakan altun gibi hıçkırıklara boğularak okudum. küçük dünyamda mutluyum :(

bodom dedi ki...

eğer çekirdek yemeden maç izlemeye başlayabilirsen birgün sen de dayı olabilirsin.

:(

casus dedi ki...

mükemmel yazmıssın kanka, kendi ilçemde izlediğim maçlar aklıma geldi. aynısı resmen. motor olayı bile aynı.

devilsadvocate dedi ki...

sondaki dayının yerden göğe kadar hakkı var. 88-93 yılları arası velet halimle çok maç izledim orda. maçların yarısı 1-1 biter penaltı yine ebesinin yanına atılırdı. tabi motorlar farklıydı. şunlardan yüzlerce olurdu. http://motorbike-search-engine.co.uk/classic_bikes/mobylette_type50.jpg

bende kırık dökük bisikletimle kanal boyu kafasını çamurlu sudan çıkarmış kamplumbağalara baka baka giderdim maçlara.(bilmiyorum nasıl şimdi?) bir de dayılar immortal olabilir. acaip tanıdıklar. bir de o küfür sololarını atacak başka babayiğit görmedim. eline sağlık yazı için.

Yorum Gönder